1797 baharı,
Josephine’e,
Artık sizi semiyorum; tersine sizden nefret ediyorum. Bir cadısınız siz,tam anlamıyla yoldan çıkmış, tam anlamıyla ahmak,gerçek bir Sindirella’sınız. Bana hiç yazmıyorsunuz,kocanızı hiç mi sevmiyorsunuz? Mektuplarınızın ona ne kadar zevk verdiğini biliyorsunuz, ama yine de eliniz ona beş altı satır çiziktirmeye varmıyor!
Peki bütün gün ne yapıyorsunuz Madam?Sizi sadık sevgilinize yazmaya vakit bulmaktan alıkoyacak denli yaşamsal bir uğraş içinde misiniz?Hangi bağlılık ona vatt ettiğiniz sevgiyi, sevecen ve sürekli sevgiyi boğmanıza,bir kenara atmanıza neden olabilir ki? Her anınızı dolduran,günlerinizi yöneten ve ilginizi kocanıza adamanıza engel olan bu harikulade yeni aşık kim olabilir? Bakın,söylüyorum Josephine; güzel bir gece kapılar kırılacak ve karşınızda beni göreceksiniz.
Aslında sevgilim sizden haber alamamak beni kaygılandırıyor, yüreğimi coşku ve sevinçle dolduran o güzel sözlerden oluşan dört sayfalık bir mektup yazın bana hemen.
Çok yakında sizi kollarıma almayı,sizi ekvator güneşi gibi kavurucu bir milyon buseye boğmayı ümit ediyorum...
Kalemimin Ucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalemimin Ucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Şubat 2013 Çarşamba
24 Şubat 2013 Pazar
ELLER, hayatın tüm kahrını, güzelliğini hissedenler...
Eller, eller anlatır hayatın tüm gerçeklerini tüm hissettirdiklerini.. Gözler görür ama eller gibi dokunamaz, hissedemez asla! yaşayamaz o güzel duyguları, sadece bakarlar, bakarlar..
Oysa ki eller öyle midir? Hayır! onlar görmezler belki ama hayatın kendisini yaşarlar.. Dokunurlar, hissederler, üşürler, yanarlar ama asla hayatın kendisine dokunmaktan, yaşamaktan vazgeçmezler!
Çünkü ellerdir hissettiklerini öğreten bu iyi, bu kötü diyen ellerdir bunları ölümsüzleştirmek için bir kalemi tutturan, kağıda döktüren.. İşte bu yüzdendir ellerin, ellerde olan o parmak izlerinin benzersiz olmasının tek nedeni..
Çünkü insanın her yaşadığı duygu benzersiz yaşanmalı asla ellerin tuttuğu, hissettiği şeyler bırakılmamalı sıkı sıkı sarmalı... Eller, işte böyledir, hayatı hissettiği gibi yaşayandır...
Oysa ki eller öyle midir? Hayır! onlar görmezler belki ama hayatın kendisini yaşarlar.. Dokunurlar, hissederler, üşürler, yanarlar ama asla hayatın kendisine dokunmaktan, yaşamaktan vazgeçmezler!
Çünkü ellerdir hissettiklerini öğreten bu iyi, bu kötü diyen ellerdir bunları ölümsüzleştirmek için bir kalemi tutturan, kağıda döktüren.. İşte bu yüzdendir ellerin, ellerde olan o parmak izlerinin benzersiz olmasının tek nedeni..
Çünkü insanın her yaşadığı duygu benzersiz yaşanmalı asla ellerin tuttuğu, hissettiği şeyler bırakılmamalı sıkı sıkı sarmalı... Eller, işte böyledir, hayatı hissettiği gibi yaşayandır...
Canım yalnızca sevmek istiyor seni!
Canım yalnızca sevmek istiyor seni!
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…kırmadan, incitmeden, yormadan, usulca, şımartmadan ve şımarmadan, özenle, hakkıyla, tertemiz sevmek…yıllar önce unuttuğum bir şarkıyı yeniden hatırlayıp defalarca mırıldanırcasına, zamandan koparırcasına…
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…dokunmadan, uzaktan uzağa belki nefes nefese, kalp kalbe… Canım seni sevmek istiyor…gecenin ardındaki ilk ışık ruhumu buluncaya kadar…daha güzeli, yakışıklısı, zekisi, zengini değil canım bir tek seni; ölürcesine, ölümüne sevmek..
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…Kirpiklerinin ucuna kadar sevilir mi bir adam? sevilir…sevilir işte.. neden, sebep gereksiz. sevmek; yürek tutulması.. ne zaman dağılır, son bulur bu tutulma bilinmez. ne garip.. hala bakıyor yüzüme resmin.. seslensem ses vericek gibi, ruhumu çekiyor bu sen çekimi..
Öyle bir duygu ki seni sevmek; kendi elinle kalbini paramparça etmek… Öyle bir şey ki senin ebediyen olmayacağını bilmek; boğazında yutkunmayla geçmeyecek kadar zehir zıkkım bir acı, göğsünü çatır çatır kıran onlarca tonluk yük, beyninde kuşların etini gagaladığı bir azap hali.. öyle bir boşluk var ki içimde, yerine ne koymaya kalksam daha da büyüyen. yani öyle bir şey ki bu acı, dilerim bunu kimse ömrü boyunca tatmaz..ne garip hala yaşıyorum.
Canım yalnızca sevmek istiyor seni… senı sevmenin tadına varana kadar, taa ki birbimizde arınıncaya kadar.. yeni doğmuş bir bebeği nasıl tutacağını şaşırmışcasına.. ilk defa birini kucaklar gibi, Adem ile Havva’nın yüzyıl sonra kavuşması kadar hasretle..
Canım yalnızca seni sevmek istiyor… gece, ellerinin bağını gündüze çözene kadar… dolunay yüzümüze vurana kadar… Canım yalnızca seni sevmek istiyor.. saatlerin artık kullanılmayacağı an’a kadar…Güneşim olup içimdeki karanlığa doğana kadar..
Canım yalnızca sevmek istiyor seni.. saçlarını yüzünden ayırıp, gözlerini kirpiklerinden, ellerini bileklerinden, ismini bedeninden ayırıp ayrı ayrı bir evin odalarını gezer gibi keşfeder gibi ilk kez ve merakla..canım yalnızca sevmek istiyor seni…
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…fikrimi, cismimi, beni’mi unutana kadar…süregelen bir sevgiyle değil, içgüdülerimle içimden geldiği gibi..özgürce, güvenle, ezelden ebede kadar…hep seveceğim ve içime işleyen bir koku gibi, anlatamadığım ama bırakmak istemediğim, bitmesini istemediğim bir hisle..
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…hayattaki ilk gülüşümü bulana kadar..başka bir tenin bana helal kılınacağı güne kadar…sonum olup son nefesimde senle olana kadar…canım seni sevmek istiyor…canım yalnızca seni sevmek istiyor…kıyamet gibi, ecel gibi, yüz kere yüz bin kere bin gibi, doğu ile batı, kavuşmaz denilen iki yakanın bir araya gelmesi gibi, sonsuzca, bıkmadan, usanmadan, aldatmadan ve aldanmadan, kanmadan, çıldırırcasına…ne fazla ne eksik değil haddinden fazla, mahçup bırakmadan, yere düşürmeden…gözlerimin senden başkasını görmediği, ardında kalbim çarpa çarpa…sadece seni…seni…seni…seni sevmek istiyor.
Canım yalnızca sevmek istiyor seni…
Şimdi sürte sürte bileklerimi kalemimle kessem…
Yine de bilirim sensiz bir yürekle ölmek bile zor !
2 Şubat 2013 Cumartesi
Sevgiliniz İçin Yaratıcı Olun... ( Sevgililer Günü)
Merak Edilen Olun!
Ona güzel bir akşam yemeği hazırlayın!
Mum ışığında gül yaprakları ile dizayn edilmiş bir sofrada yemek :)
Onun için beraber olduğunuz bir resmin puzzle ni yaptırın!
Onun için bir blog hazırlayın!
blog sayfasına onunla çekilmiş resimlerinizi koyabilir, ona olan hislerinizi yazabilir, onunla
gittiğiniz tatilleri anlatabilir ve internette rahatça bulabileceğiniz hareketli resimlerle sayfanızı
hoş bir hale getirebilirsiniz dilerseniz herkesle sosyal media aracılığı ile ona olan aşkınızı
paylaşabilirsiniz.
Sizin Hikayenizi anlatan bir mektup yazın ve ona gönderin!
Onunla tanışma anınızdan başlayarak, hissetiğiniz tüm güzel duyguları, tartışmalarınızı tüm
acılarınınız mutluluklarınızı, paylaşımlarınızı yazan bir mektup yazan ve sonunda ona tekrar ilan-ı
aşk edin.
Yaratıcılığınızı kullanmaya ne dersiniz, ona bir hediye aldınız evet ama onu sıradan bir şekilde vermek yerine ip uçları ile ona hediyeyi sakladığınız yerden bulmasını sağlayın..
Ona güzel bir akşam yemeği hazırlayın!
Mum ışığında gül yaprakları ile dizayn edilmiş bir sofrada yemek :)
Onun için beraber olduğunuz bir resmin puzzle ni yaptırın!
Ve o puzzle beraber olduğunuz o özel günde birlikte yapın.. Eğer bunun için zamanınız yoksa onun için yazdığınız bir yazıyı büyük bir kartona yazın ve küçük parçalara ayırın daha sonra birleştirmesi için ona verin :))
Blog hazırlamak günümüzde çok kolay ve artık sadece size özel olabilecek kadar da güvenli..
gittiğiniz tatilleri anlatabilir ve internette rahatça bulabileceğiniz hareketli resimlerle sayfanızı
hoş bir hale getirebilirsiniz dilerseniz herkesle sosyal media aracılığı ile ona olan aşkınızı
paylaşabilirsiniz.
Sizin Hikayenizi anlatan bir mektup yazın ve ona gönderin!
Onunla tanışma anınızdan başlayarak, hissetiğiniz tüm güzel duyguları, tartışmalarınızı tüm
acılarınınız mutluluklarınızı, paylaşımlarınızı yazan bir mektup yazan ve sonunda ona tekrar ilan-ı
aşk edin.
Ona aşk ile hazırlanmış bir kahvaltı süprizi yapın!
Kalp şeklinde hazırlanmış sandiviçler tostlar yapın ve bunu ona sunun..
Kaç aydır, yıldır beraberseniz ona o kadar küçük dahi olsa hediye alın!
Ne kadar süredir beraber iseniz ona o kadar sayıda hediye alın, herbirini paketleyin bunların büyük hediyeler olmasına hiç gerek yok, takı, kupa, anahtarlık, kitap vs gibi bunları bir kutuya koyun ve onu mutlu etmek için ona verin :))
Küçük bir tatil!
Eğer imkanınız varsa küçük bir tatil planlayın, ille de aşk şehri Paris ' e gidin demiyorum, siz aşıksanız zaten size her yer Paristir:)) Beraber olabileceğiniz küçük bir tatil kasabası, bu soğukta bir Dağ keyfi ya da oda olmaz diyorsanız şehriniz için deki otellerden bir oda kiralayın ve güzel bir günü beraber yaşayın:))
Radyoya da Gazete de ona aşkınızı ilan edin!
O gün birden çok sosyal medya bunun gibi bir çalışma düzenleyecektir, eğer isterseniz biz bile sevdiğiniz için bu şekilde birşey düzenleriz blogumuzdan:)) Tek istediğimiz sevenler mutlu olsun.
Sevgi zor bulunan bir duygu, sevdiğiniz insana ona sevdiğinizi eminim en güzel şekilde hissetireceksiniz.. Bu güzel duyguyu kaybetmemek için sıkıca sarılın ona..
Sevgiler günü (St. Valentina Tarihçesi)...
Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan sevgililer günü, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bazı toplumlarda bu nedenle " Aziz Valentin Günü" olarak bilinir..
Valentine kelimesi, batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.. Eski Roma ' da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü, çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus un onuruna, Lupercilia günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı.
Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktaydı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkekleri aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi.
Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktaydı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkekleri aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi.
İşte bu yüzden Roma daki tüm nişan ve evlilikler kaldırıldı. Aziz Valentine de Claudius'un hükümdarlığı zamanın da Romada yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi Papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius' un yasağına rağmen gizli gizli çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak bu durumu Claudius kısa bir süre sonra öğrendi ve Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Millattan sonra 270 yılının 14 şubatı Hristiyan şehitliğine gömüldü.
Aynı zamanda, ilk olarak: 14 Şubat, 1800'lü yıllarda Amerika'lı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış, sevgililer günü tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem haline gelmiştir.
27 Ocak 2013 Pazar
Maske..
Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var,
Çıkarmaya korktuğum,
Ve,
Hiçbiri ben değilim...
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.
"Kendinden emin biri" dersiniz,
Sanki güllük gülistanlık
Benim için herşey...
Adım güven belirtir,
Ve,
Oyunumun adı
"Ağırbaşlılıktır".
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben...
Kimseye gereksinme duymayan
Ben...
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!...
Herşey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven ne de rahatlık...
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!...
Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla...
Kimsenin bilmesini istemem...
Zayıf taraflarımı düşündükçe
Titrer ve sararırım...
Ya başkaları görürse iç dünyamı...
Gerçek ben ve yalnızlığımı!
İşte,
Maskelerimi onun için takarım...
Onun için, arkalarına saklanacak
Maskeler yaratırım...
Onlar,
Gösterişte kullanabileceğim
Parlatılmış yüzlerim.
Beni korur, bakan gözlerden...
Beni olduğum gibi kabul edecek,
Sevecek
Bakışları bulamazsam,
Solacak kuruyacak gerçek ben...
Ve,
Ben bunu biliyorum.
Beni kendi maskelerimden kurtaracak,
Kurduğum hapishaneden kaçıracak
Diktiğim engellerden aşıracak,
Beni seven,
Beni anlayan
Bakışlar olacak. Bana,
"Sen değerlisin" diyecek,
"Maskesizken daha bir insansın"
"Daha yakın, daha bir dostsun"
Diyecek bir bakışa
Beni gören bir bakışa
Muhtacım...
Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!...
Uyarırım seni dost!..
Uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
Sana kendini kolayca açamayacaktır...
Bütün gücümle tutunacağım maskelerime
Ne kadar sokulursan yakınıma,
O denli şiddetli geri iteceğim seni...
Kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme...
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadınım...
Maske takan her insanım
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var,
Çıkarmaya korktuğum,
Ve,
Hiçbiri ben değilim...
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.
"Kendinden emin biri" dersiniz,
Sanki güllük gülistanlık
Benim için herşey...
Adım güven belirtir,
Ve,
Oyunumun adı
"Ağırbaşlılıktır".
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben...
Kimseye gereksinme duymayan
Ben...
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!...
Herşey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven ne de rahatlık...
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!...
Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla...
Kimsenin bilmesini istemem...
Zayıf taraflarımı düşündükçe
Titrer ve sararırım...
Ya başkaları görürse iç dünyamı...
Gerçek ben ve yalnızlığımı!
İşte,
Maskelerimi onun için takarım...
Onun için, arkalarına saklanacak
Maskeler yaratırım...
Onlar,
Gösterişte kullanabileceğim
Parlatılmış yüzlerim.
Beni korur, bakan gözlerden...
Beni olduğum gibi kabul edecek,
Sevecek
Bakışları bulamazsam,
Solacak kuruyacak gerçek ben...
Ve,
Ben bunu biliyorum.
Beni kendi maskelerimden kurtaracak,
Kurduğum hapishaneden kaçıracak
Diktiğim engellerden aşıracak,
Beni seven,
Beni anlayan
Bakışlar olacak. Bana,
"Sen değerlisin" diyecek,
"Maskesizken daha bir insansın"
"Daha yakın, daha bir dostsun"
Diyecek bir bakışa
Beni gören bir bakışa
Muhtacım...
Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!...
Uyarırım seni dost!..
Uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
Sana kendini kolayca açamayacaktır...
Bütün gücümle tutunacağım maskelerime
Ne kadar sokulursan yakınıma,
O denli şiddetli geri iteceğim seni...
Kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme...
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadınım...
Maske takan her insanım
Charles C. Finn (Çeviren: Doğan Cüceloğlu)
25 Ocak 2013 Cuma
Gökkuşağının Hikayesi..
Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:
Yeşil demiş ki: “Elbette en önemli renk benim..ben hayatin ve umudun rengiyim.. Çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim.. Şöyle bir yeryüzüne bakin, her taraf benim rengimle kaplı...”
Mavi hemen atılmış: “Sen sadece yeryüzünün rengisin. Ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir ve huzur olmadan siz hiçbir ise yaramazsınız”
Sarı söz almış: “Siz dalga mı geçiyorsunuz ?Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim..güneşin rengiyim.. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz”
Turuncu onun sözünü kesmiş: “Ya ben? Ben sağlık ve direncin rengiyim..insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengim de bulunur.. portakalı,havucu düşünün.. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın”
Kırmızı daha fazla dayanamamış: “ Ben hepinizden üstünüm! Ben kan rengiyim! Kan olmadan hayat olur mu?! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim! Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!Bensiz bu dünya bomboş olurdu!!!”
Mor ayağa kalkmış: “Hepinizden üstün benim.. ben asalet ve gücün rengiyim.Bütün krallar,liderler beni seçmişlerdir..ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz..dinler ve itaat ederler”
Bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar... Her biri diğerini itip kakıyor “en büyük benim” diyormuş... derken.. bir anda şimşekler çakmış, ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar..
Ve Yağmur’un sesi duyulmuş... “Sizi aptal renkler..bu kavganızın anlamı ne,bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz... simdi el ele tutusun ve bana gelin” Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar.. el ele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay seklini almışlar..
Yağmur onlara “bundan böyle demiş..” her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız, ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar..insanlara yarınlar için umut olacaksınız.....gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size Gökkuşağı diyecekler.. Anlaştık mı?”
Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde Gökkuşağı belirir...
14 Ocak 2013 Pazartesi
Uçak..
Karlı bir akşamdı Ankara 'da;
Son kez el ele yürümüştük,
Bitmesin istediğimiz yola.
Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık.
Yazarsın bana demiştin.
Bende yazarım sana sık sık.
Ağlıyordum....
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı.
Elimi daha sıkı tuttun,
Anlıyordum....
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim,
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana,
Kitaplarım sana emanet,
İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde...
Beni bekle...
Yol bitti, gidiyordun artık;
Gittin...
Sokakta gördüklerimi, filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum, kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, akşam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok şey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam...
Nasıl olsa bulacaktır diye, her görüşümde aynı güçle seslendim
"Uçak, babama selam söyle!"
Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam...
Bir bilsen seni nasıl özledim...
Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti,
Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım,
Kin büyütmedim kalbimde....
Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde.
Uçak, babama selam söyle!
Uçak, babama selam söyle!
İclal Aydın
13 Ocak 2013 Pazar
Bir Köpeğin Sahibine Yazdığı Mektup Nasıl Yaparsın? Yazan: Jim Willis (How Could You?)
Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni yavrum diye çağırırdın. Birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastığı saymazsak, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzırlık yapsam bana parmağını sallar ve "nasıl yaparsın" diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, göbeğimi okşardın.
Çok meşguldün o aralar... Dolaysıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü ama el ele verip üstesinden gelmiştik. Sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama ben senin rüyalarını ve hayallerini gizlice dinler, bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim.
Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik, hatırlıyor musun? Bana sadece külahını verirdin dondurma bana dokunur diye. Ve evde senin işten dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.
Zamanla işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın, boş zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum. Yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım. Sonunda birine aşık oldun ve evlendin.
Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu sevinçle karşıladım ve ona sevgi gösterdim. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra insan bebekler geldi aramıza. Yeni yavruların heyecanını sizinle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp hayran bırakıyordu. Ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki -her nedense- hem eşin hem de sen onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya kapattınız hep. Oysa ben sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim daha çok arttı. Bilemediniz hiç.
Çocuklar büyüdükçe onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, minicik parmaklarını gözlerime soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar, burnuma öpücükler kondurdular. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Ama bu arada senin dokunuşuna ise hasret olmuştum. "Köpeğin var mı?’ sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kalmıştı. Senin köpeğin olmaktan çıkıp, itin biri oldum; bana yaptığın her masraf sana batmaya başladı.
Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve ailene yer vardı ama bana yoktu. Ailen için en doğru kararı verdin belki ama unutma ki, bir zamanlar ailen sadece benden ibaretti.
Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım. Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve "ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim" dediğini hatırlıyorum. Omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terk edilen bir köpek veya kedinin akıbetinin farkındaydılar.
Oğlunun tasmama yapışan elini zorla açmak zorunda kaldın. Çığlık çığlığa haykırmasına aldırmadın belki ama ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona o anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hatalı hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, göz göze gelmemeye özen gösterdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.
Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın taşınacağını aylar öncesinden bildiğin halde bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarf etmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp, "Nasıl yaparsın" diye sordular arkandan.
Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki ama bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa sensindir diye kafesin önüne koşardım. Belki kararını değiştirdin, belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti... Ama anladım ki, şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil. İşte o zaman kaderime razı olup köşeme çekildim ve akıbetimi beklemeye koyuldum.
Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı. Onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir odaydı. Beni yavaşça kaldırdı ve masanın üstüne koydu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, tasalanmamamı söyledi. Kalbim heyecanla çarpıyordu ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sayılı günlerim dolmuştu demek ki... Kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerindeki yük çok ağırdı, onu eziyordu ve beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi onun da içinde bulunduğu durumun farkındaydım.
Eli çok hafifti, gözünden akan yaşları görmesem, ön patimdeki damarıma bağladığı turnikeyi nerdeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim.
Kafam ve gözlerim ağırlaştı ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son defa "Nasıl yaparsın" diye fısıldadım. Belki de benim lisanımı anladığı için, "Ne kadar üzgünüm bilemezsin" diye cevap verdi. Bana sarıldı, beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermekte olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki, bir daha ne ihmal edilecek ne acı çekecek ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım. Öyle bir yer ki, sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan daha farklı güzellikte bir yerdi...
Son nefesimle kuyruğumu son bir kez sallayarak, "Nasıl yaparsın" derken onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım. Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim! Seni her zaman anacağım, sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil. Son dileğim, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesi.
10 Ocak 2013 Perşembe
Küçük Kız...
Bu masalda da hayal kırıklıkları da vardır, tıpkı her masal da olduğu gibi..
Her zaman günlük güneşlik değildir hayat! Gözyaşları, masalın en güzel yerinde sanki size bunun bir masal olduğunu hatırlatırcasına karşınıza çıkıverir.
İçimde küçük bir kız olduğuna inanıyorum. Derinler de, onu çok sevdiğim insanlarla tanıştırıyorum. Benden başka kimsesi olmadığı için benim tanıştırdığım insanlara da o kadar çok güveniyor, onları o kadar çok seviyor ki! bazen canını acıtacaklarını unutuyor, unutuyorum. Sonra ben onun yaralarını sarmak zorunda kalıyorum. Ve bana küsüyor da gözlerimden o çocuksu ışıltısını, sesimden o kuşlara benzer cıvıltısını alıp götürüyor..
Geriye ne mi kalıyor? Yetişkin siyah beyaz bir ruh tıpkı şu anda olduğu gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





